|
|
May 25
13 Mayıs
O limana ulaşmak istemiyorum, batmak istiyorum sebepsiz yere en dibe.
Bu sınırsız karamsarlıklar niye?
Yitirmekten mi korkuyorsunuz beni? Hayır! ! ! Umutları olan ben, yitirmedim daha kuvvetimi.
Ne oldu sizlere? Anne, baba ve dostlarım Nerede o iyimser düşleriniz?
Bir şato kurdum zamanında o yüce sevginizle. Şimdi siz o değilsiniz sanki, sanki bir şey var sizi inciten.
Merhametsizce her yanımı saran şey de ne?
Çok korkuyorum anne.
Kocaman bir çaresizlik ve soğuk, çok soğuk, ısıt beni anne...
Anne, biliyorum.Bir ölü var. Ama kim? Niye?
10 Mayıs
Vefayla Kal Can..
Ayrılıklar geceye benzer. Bütün yarınlar da sabaha can! Geceye az kaldı. Ayrılık, gelini götürmeye gelen düğün alayı gibi kapımızda. Kimler ayrılmadı ki canından. Ayrılığı, cennetten ayrılan Hz. Adem'e sor. Tufan'da oğlunu dalgaların pençesinde bırakan Hz. Nuh’a, Yusuf'u için inleyen Hz. Yakub’a, içindeki ejderle boğuşan Züleyha'ya, yüreğinin sesini susturmak için bileğiyle dağları oyan Ferhad'a, Şems için kavrulan Mevlâna'ya, binlerce evlâdını gurbete gönderen Anadolu'ya, en çok da Resulü'nü Medine'ye gönderen o kutsal diyâra, hasılı gidenin ardından bakıp kalanlara, ocak gibi yananlara sor. Geride kalan, hep inleyendir ana misali, can! Giden hep yârdır, ‘can’dan ‘can’dır. Her şeyi alıp götüren de ‘o’dur, götürdüklerinin iki mislini geride bırakan da...
Giderken arkada bıraktıklarına son bir kere bakıp da öyle gitmeli insan. Yaşadıklarını, paylaştıklarını gönül heybesine yerleştirmeli. Paylaşılan andır, zamandır, dönüşü olmayandır. Paylaşılan hayattır can!
Vefâlı olmalı insan. Vefânın dersini Kur'andan; âlemlerin muallimi, Gönüllerin Sultanı'ndan, O'nun nurlu ashâbından almalı. Olmalı insan, önce kul olmalı. Olmadan evvel ölmeli, ölmeden önce olmayı tamamlamalı. Nasıl mı olmalı? Hak dostları gibi vefâ kahramanı olmalı. “VALLAHi O söylüyorsa doğrudur. Ben O'nun verâların verâsından haberler getirdiğine inanıyorum.” diyen, sadakat ve vefâdan bir lâhza ayrılmayan Hz. Ebubekir gibi olmalı.
Allah Resulü’ne; “Kendisinden meleklerin bile hayâ etmekte olduğu bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?” sözlerini dedirten, an-be-an bütün mahlûkâta edebiyle vefâlı olan Hz. Osman gibi olmalı.
Vurulduğunda yarasının ağırlığıyla baygın yatan, “Eğer daha ölmediyse, onu namazdan başka bir şeyle ayıltamazsınız.” sözlerinden sonra namaza çağrıldığında küheylanlar gibi “Namaz vakti mi?” diyerek yaralı bedeniyle kan revan içinde şahlanan, namaza vefâlı Hz. Ömer gibi olmalı.
“Perde-i gayb açılsa, yine de yakînim azalmaz.” diyerek,vefâsını kâinata haykıran, evliyâlar babası, yiğitlerin şâhı Hz. Ali gibi olmalı.
Vefâ, sadece ‘has’ların vasfıdır can! Nisyan -unutmak- ise ‘ham’ların...
Bedene tutsak olmuş hoyratların nasibi yoktur vefâdan. Gönlümüzün kitabında; “Bize bir defa selâm vereni kıyamete kadar unutmayız.” düstûru kayıtlıdır. Biz dersimizi; “Kabrimize gelip, bir defa Fatiha okuyanlar kıyamete kadar bizimdir. İmânlarını kurtarmadan ölmesinler, ömürleri boyunca fakirlik görmesinler.” diye dua eden, hâlâ büyük bir vefayla Üsküdar'da dostlarını ağırlayan Aziz Mahmut Hüdâyî’den almışız.Nice vefâ kahramanının mânevî huzûrunda hürmetle, edeple selâma durmuşuz.
Dostlarını daima vefâ ile hatırla can! Arayan sen ol, bulan sen; tanıyan sen ol, kucaklayan yine sen. Kula vefâsı olmayanın Hakk'a vefâsı olmaz. Git ki, vefanın ter ü tâze hüküm sürdüğü yeni bir hayata başla... Haydi daha fazla durma karşımda. Kurşun gibi bir anda .
Yüreğini yüreğimde, gözlerini gözlerimde bırak da git. Beklemeden, bir kelime bile etmeden git. Canımı canımdan kopar da git. Giderken son bir defa Hakk'ın selâmını esirgeme benden. Arkada kalanın gözü yaşlı olur, yüreği yufka, gönlü ince. Ben, içimdeki korla, bağrımdaki volkanla, öylece dağ gibi arkanda kalayım. Yapayalnız hecelerde kaybolan ben olayım. Sen sağlam adımlarla yarınlara yürürken, yıkılan ben olayım.
Gülen sen ol, ağlayan ben. Yeşeren sen ol, sulayan ben. Bana saplansın paslı mızrakların ucu, sana dokunmasın. En çılgın isyanlarını, savaşlarını, sırlarını gittiğin diyarlara götürme. Kötüye dair ne varsa benim yanımda kalsın.Benim avuçlarıma bırak. Ben onları dua dua ak kanatlı kuş gibi göklere uçurayım.
Benim payıma; ilâhî dergahtan, ayrılık sahillerinde anıların gönüllü bekçisi olmak düştü. Hak'tan gelene razıyım.
Sen geçmişi bana bırak can!
Vefa nedir, bilir misin? Vefâ arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefâ; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefâ; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.
Şimdi ayrılık vakti can! Gecenin en karanlık vakti. Vaktin Yaratıcısı, az sonra geceden gündüzü doğuracak. Vakit gitme vakti, bizden aldıklarını gitmesi gereken yerlere iletme vakti...
Al can! Bu heybe senin. Sol yanımdan bir parça kopardım senin için; tâ özümden, tâ közümden...
Birazdan sabah olacak; yağmur yağacak... Ardından gökkuşağı, sonra güneş... Sıcacık, apaydın, pırıl pırıl... Hep böyle oldu, tarihte hep karanlık yenilgiye teslim oldu, güneş kazandı.
Yıldıza, Ay’a ve İbrahim'in Rabbi'ne kasem ederim ki, Birazdan bulutların ardından Güneş doğacak...
Güneş bütün gecelerden güçlüdür can! Çünkü güneş vefalıdır, gizlemez sevgisini.
Vefâlıdır; en çok o getirir kâinata sevgilinin sesini, neşvesini. Yırtıp atar karanlığın kasvetli perdesini... En vefâlı delildir o sevgili adına...
Uğurlar olsun can! Beni kışta bırakıp yeni bir diyara gittiğinde baharı bekleyeceksin. Baharı beklemek ne güzeldir, baharda toprağı parçalayan kır çiçeklerini gözlemek...
Ben de seni bir ayrılık sonrası baharı gözlerken kucağıma almıştım. Küçücük ellerinle toprağın bağrını parçaladığında karşılamıştım. Ve senin için ne çok savaşmıştım seninle.
Sen benim kır çiçeğimsin can, sen benim aşk çiçeğim. Sen benim yüreğimsin.
Vasiyetim olsun sana. Bir gün öldüğümde, kabrimi mutlaka ziyarete gel. Ama yalvarırım yalnız gelme. Baharda derlediğin yüzlerce kır çiçeğiyle gel. Ve başucumda onlara sevgiyi anlat, dostluğu, vefâyı, hakîki ‘Dost’a vefâlı olmayı anlat.
Çünkü ben kır çiçeklerinin sesinden uzak kalmaya dayanamam. Çünkü ben bir an bile tomurcuklarımdan ayrılamam. Sonra el ele tutuşup yanıbaşımda eskiden birlikte yaptığımız gibi, ince bir ezgiyle seslenin bütün insanlara. “Sevda nedir bilir misin?” diyerek, sevdayı söyleyin.
“Demet demet sevgi ellerinde Billur billur yaş gözlerinde Sevdan ebedî, yüreğinde, Olmadan olmaz, bu iş olmaz Sonra bütün bir âlemi Yunus'ça, Sevmeden olmaz, bu iş olmaz.”
Mısralarıyla sevgisiz bu işin olmayacağını anlatın . Hep ama hep vefâlı ol. Emanete sahip çık, atana vefâlı ol. İdealine sarıl, evlâda vefâlı ol. Ömrü hakkıyla yaşa, hayata vefâlı ol. Düşmanlıkları unut, dostuna vefâlı ol. Öfkeyi, kini unut, ruhuna vefalı ol...
Bunları unutursan; zaman maddî mânevî bütün yaralarının, dertlerinin yok olmasına vesile olur. Eğer unutmazsan, zamanla bunlar seni yok eder. Unutkanlıklar karşısında kimseyi suçlama. Sen ‘unutma’ tuzağına düşüp, unutmaman gerekenleri unutma. Unutulmaması gereken güzellikler karşısında arslan kesil kendi içinde. Âsi bir kartal gibi yırt karanlıkların çirkin yüzünü, meydan oku karanlıklara. Çılgın bir küheylan gibi vefâyla meydan oku fırtınalara...
“Yarasaların gözleri kamaşacak diye, Güneş doğmaktan vazgeçmez.” En büyük vefâ, Hakk'a götürecek fırsatları yakalamaktır. Bulduğun her fırsatı zamanında değerlendirmektir. Sakın ha! Fırsatları kaçırıp da, Kâlû Belâ'ya vefâsız olma! “Fırsatlar bulutlar gibidir, gelir ve geçer.” Sakın ha! Fırsatları kaçırıp da, kaybetme bedbahtlığıyla yok olma. Vasiyetim olsun: Vefayla kal can!
22 Nisan
Çile gâh ömrüme sen’sizliği yerleştiren demlerden geliyorum. Örtümün altında kalmış duygularımı boydan boya sulara bırakıyorum şimdi. Hava soğuk, ellerim buz kesti her sen çarpışında… Çektim kalemi zülfü yardan…Değdir/me; karalığına bezenmesin gözlerim!
Aşk-ı mecruhum,dayanamam…Arzım hal’e ulaşmaz, şeceresi kalır yokuşlarda…Meftunum sana ey kalbimin iştiyakı!Çilesi ömrüme hediyedir sefil sokakların…Dokunursan düşecek bir nefeslik ömür sermayemden…Melek suretinde görün/me, çığlıklarım sarsar alemi!
Besleme çocuk cılızlığında bir hayat sunardın önce… Bir esame uzantısında kalan şuh vaadinde serildim kapı eşiğine…Dinledim,sustum aşk dehlizinde…Membaı oldum sözlerinin…Sükuta yeltenen her hamlemi boşa çıkardın…
Na’zar eyleme yar! Lal’im sana…Destursuz girmedim gönlüne…Siyah perdelerden geçirdi beni hayallerin ama küsmedim…Körüm ben ey!sen aldırmazsan kaleleri yıkılacak kentimin…Zaman korkulu bakışlarını çeksene üzerimden!Bakma bana öyle yar’sız yar’sız… Zaman’da bir dirhem O yoksa ne faydam kalır şu yalanı kendinden dörde katlanmış dünyaya…
Ah yar!n’olur zekatını ödesen bu aşk’ın!Bak günaha giriyorum,daha fazla sevemiyorum seni…Utanıyorum…Haya perdesi kat kat dolanıyor kirpiklerime…Nazar eyleme yar!ağlamaktan a’ma oldu sözlerim…Hangi yana bak/ma/sam yoksun…Ölüm sarar mı beni hey!sen’siz ölümü haram etmişler, kolay mı böyle hiç yoktan ölmek?Medcezirdir bu aşkın mevsimi!yaşa/ya/masam ne çıkar ki sen’den?ne eksilir,ner düşer ki yok/sul/luğuna?Ben bir adım sen’de,sen bin adım ötemde…Özrü kabahatinden büyük kaçışların varken hangi yalanına inandıracaksın söyle!
Dur yar,dur!Bana na’zar eyleme!Lal’im görmez misin?Tutulur dilim,kesilir nefesim…Çirkin bir siluete bürünürüm, geçmişim yaşlanır, kamburu çıkar duygularımın…Duraklar bana ihanetinin temsili kayıp ilanlarınla hücre olur…Her otobüs gardiyan suretinde geçer içimden,ezer tüm sen’li yanlarımı…Ah etmem yar ama sen n’olur nazar etme bana!Bakamıyorum ardına…Kalamıyorum uçsuz bucaksız soğukluğunda…Donduruyorsun!
Aşk’ının erdeminde sular kaynarsa durma!Deva’m sen olsan da meyletmem şifana…Bu dava düşsün, kırılsın kalemi bela’mın!doksan dokuz tesbih sabrıdır sana çekilen figanım…Cehdime ihanet etmem canımın üzerine kayalar koyulsa da…Bir Bilal sükutu dolar felcinden oyuklaşan dilime…Susarım kesik kesik yar!selamın başım üstünden geçsin…Bakılası bir yüz bırakmadın sen bana…
Melalim n’olur közümü körükleme!yakışmaz bana adımlarının vuracağı topraklara kuyular büyütmek…istemem Yusuf kadar cihanda güzelliğinin duyulmasını.yüz görümlüğümü iç cebinden çıkarana kadar Züleyha güzelliğim yok!Sevdana bereket olsun amma sakın hicabına düşürme gözlerimi!
Ey kıblesine aşk düşürdüğüm sevda sözcüğüm!Kerem eyle,demlensin içimde mahzun suretin…Çelik duvarlar büyütme, yok takatim!cüssem bu kalıplara küçük gelir, n’olur zorla sığdırma yok/sul/luğuna!uzansam yetmez kollarım…Damarlarım çekilir,kısalır kemiklerim…Gölgem bile kalmaz kaldırımlarda…Haziran’da dolanırken hayallerimi eylül’e çevirme yar!hissiyatım bir elif miktarında…Değerse diline gerisi yok!çekersin içine ve yıkılır bütün kapılarım…
Lütfuna duçar olacak dua mahiyetiyle sana bu seslenişim… Aczi yetimden emr’olunduğu gibi dosdoğru varmaktı huzur’a canım.Hizaya gelmeyen bütün taşkınlıklarıma çekildi ah’larım…Tövbeler olsun ki senin adını bir kez olsun göğümden almadım.Ekmek buğusu kokusunda tefekkür eyledi gönlüm Yaradan’a…
Na’zar eyleme yar, lal’im sana! Yar mısın yoksa yara/layan mısın?Hasretim yetmeyecek ömrüme bilirim…Sen böyle uzaktan baktıkça vuslat da karşılamayacak bu bekleyişi…Zemzem tadı mübarekliğinde düştün avuçlarıma ama doyurmadın say koşuşlarına…Vah benim çile gah bedevi yalnızlığım!Tükendin de bitmedin…
Saatim ertelenmiş yaşanmamışlıkları zihnimden alaşağı ederken, kavrulmuş harflerimin düşeceği satırlara zifiri karanlığını mühürlüyor. Damla damla yaşlar hücum edip talan ediyor gönül vadilerimi.Ah yar!hiçliğimi vurma,kanıyorum…Sırtımdaki izleri doldurmayacak kara topraklar bile; öylesi derin…Usandırma n’olur!Gel, gel de düşür aşkını tahtımdan…
Na’zar eyleme yar! Lal’im… Ahvalim mecalsiz… Külliyen yalan olsun aşk’sız geçtiğim her gün! Sen Na’zar eyleme de Aşk konsun benim adım!
BACIMIN ÖRTÜSÜ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE ACIRIM TÜKRÜGE BİLLAHİ TÜKÜRSEM YÜZÜNE M.AKİF ERSOY
Medeniyet
Medeniyet söküp atmaksa baştaki ağı, Sizden daha medeni afrika yamyamları Eğer medeniyet açmaksa bedeni Desenize, hayvanlar sizden daha medeni
N.F.Kısakürek
SERÇE VE GÖÇMEN KUŞUN HİKAYESİ
İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş, Sadakatin adı ise; bir serçeye
Göçmen kuş bütün bahar ve yaz boyunca Küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle beraber
Küçük sinekleri, kurtları yemişler, Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler.
Masmavi gökyüzünde dans etmişler, Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler...
Birbirlerine söz vermiş kuşlar; Ayrılmayacağız diye.
Ama kış gelmiş, Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış,
Serçe ise her zamanki gibi sadık Ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek.
Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için Yaşamaksa önemli imiş göçmen için.
O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece Gel demiş serçeye benle beraber...
Başka bir bahara uçalım. Serçe ise burda bekleyelim demiş yeni baharı
Ama kış acımasızdır. demiş göçmen, Yaşayamayız burda, aç kalır üşürüz
Serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın beraber Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim.
Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere Kalmakta aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye
Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş Uçacakmış yeni bir bahara...
Göçmen ve serçe çıkmışlar yola, Ama serçe zayıfmış, onun kanatları uzun uçuşlar için değil.
Dayanamayacakmış bu yola Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş
Çünkü o hep kaçarmış kışlardan Hep gidermiş zorluklarından kışın yeni baharlara
Bir fırtına yaklaşıyormuş. Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan, yakalanmayacakmış
Ama serçe iyice zayıf kalmış, yavaşlamaya başlamış Göçmene duralım demiş artık.
Biraz dinlenelim Göçmen itiraz etmiş, fırtına demiş, ölürüz.
Serçe çok fırtına görmüş, kurtuluruz demiş. Ama göçmen yürü demiş serçeye birazdan okyanuslara varacağız
Serçe sevgisine uymuş ve peşinden son bir gayretle gitmiş göçmenin Birazdan varmışlar okyanusa
Kurtuluşuymuş bu büyük deniz Göçmen için çok iyi bilirmiş buraları
Ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki Gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi
Serçe artık dayanamıyormuş, Son bir sevgi sesiyle seslenmiş göçmene
Artık gidemiyorum.... Göçmen serçeye bakmış, Bakmış ve devam etmiş........
Okyanus çok büyükmüş, serçe ise çok küçük Serçenin sevgisi de çok büyükmüş ama göçmen çok küçük...
Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT ... Yeni bir baharın koynunda koca bir İHANET...
Beni bırakıp gittin ya,
Sende yalnız kalacaksın. Karanlık gecelerin üzerinden BEYAZ bir GÜL düşecek ellerine, Bakıp ağlayacaksın. Haykıracaksın fakat seni duymayacağım. Bende senin gibi kaçacağım. Ama acımasızca başkasına değil, Sadece başlarında ağladığım gölgelerin arasına. O zaman anlayacaksın beni, Avuçlarında aşk dolu BEYAZ bir GÜL, Kirpiklerinden süzülen gözyaşların, Parçalara bölünmüş kalbinle başbaşa kalacaksın. Bir gün öleceğiz ve karşılaşacağız seninle, Bilinmeyen nam-ı diyarda
İste o gün seni affedeceğim. Ve gelip boynuma sarılmanı bekleyeceğim. Ama bilmelisin ki; ben uzun zamandır aynı diyardayım ve uzun zamandır ölüyüm...
20 Nisan
ilginc Degil mi?
Ilginc,
insan egerki 10 milyonu sadaka verecek olsa bu miktari cok bulur ama 10 milyon ile magazadan birsey almaya gitse alacak birsey bulamaz...
Ilginc,
insan 10 dk zikir edecek olsa bu zamani cok bulur ama bir film veya mac olsa bir bucuk saatlik zaman onun icin hemen geciverir...
Ilginc,
bir futbol macinin uzamasi insanin hosuna gider ama Cuma namazinda hutbenin birkac dk uzamasi hic de hosuna gitmez...
Ilginc,
insan duydugu dedikoduya hemen inanir ve kabullenir ama kesin dogru oldugunu bildigi birseyi inat ederek hemen kabullenmez...
Ilginc,
insan modayi her an takip eder ama Peygamberimiz (s.a.v ) sunnetini moda gibi bilmez veya bilse de uygulamaz...
Ilginc,
insan camide bir saat ibadet ederek vakit gecirecek olsa onun icin zaman gecmek bilmez ama televizyona bakarken zaman onun icin cabucak gecer...
Ilginc,
insan namaz kilarken,ibadet esnasinda dunyevi konulari dusunmeyi sever ama normalde Islamiyet'i dusunmekten kacinir...
Ilginc,
insana bir sureyi veya surenin anlamini okumak zor gelir ama bir romani okumak onun icin kolaydir...
Ilginc,
insan konserde ilk siralarda olmak icin caba sarfeder ama camide ilk siralarda olmak icin caba sarfetmez.
Aksine namazin sonunda hemen cikip gideyim diye son siralarda olmak ister...
Ilginc,
bir ayet ya da hadis ezberlemek insanin zoruna gider ama muzik listesi top 10'da olan sarkilarin hepsini ezbere bilir...
Ilginc,
insan ajandasinda bir dini toplanti icin zaman bulamaz ama dunyalik isler icin cok zaman bulur.
Ilginc,
insan Islami konulari dinlemeyi ve anlatmayi zor bulur ama dedikodulari dinlemeyi ve anlatmayi cok sever...
Ilginc,
insan CENNET'e gitmeyi ister ama hicbir sey yapmadan...
Ilginc,
insan hergun birilerinin olum haberini alir, ama yine de kendisinin de birgun olecegini dusunmez...
Ilginc,
insan hergun birgun curuyecek vucudunu daha formda tutmak icin yediklerine dikkat eder, cildine bakim yaptirir ama asla curumeyen ruhu ve kurtulusu icin hic dikkat etmez...
Sizce de ilginc, degil mi?
18 Nisan
Güzeli seven Rabbim, benim içimi nurlarınla güzelleştir… İçimin güzelliğiyle davranışlarım nurlansın!… Gözlerimin bakışında Sen olmalı, kirpiğimin ucundaki damlada Sen parlamalısın!… Senin yolunda çalışırken yorulduğum için dinlenmeliyim… rahatım da Senin için olmalı yani… Uykumda Seni sayıklamalıyım… Yollarım Sana gelmeli hep! Dönse dolaşsa yine Seni bulmalı adreslerim!… Hayatımdaki her ciddi adımı Senin için atmalı, yine Senin için koşmalıyım, Senin yolunda… Affetmeyi seven Rabbim, affedilmenin huzurunu yaşattır bana… Günahkar kulunun tek tesellisi; Senin huzurunda af dilerken, süzülen gözyaşlarıdır… Bunca günahıma rağmen, beni bir nebze rahatlatan; tövbe etmeyi nasip eden Rabbimin, kullarını affetmeyi sevmesidir… Senden koparma beni! Sensiz bırakma kalbimi… Senden uzak kalınca; öyle aciz, öyle çaresizim ki… Seninleyken huzurum dorukta; sanki her şey, her güzel şey benim, tüm mutluluklar benimle… Dünyanın tüm çiçeklerini koklasam, Sana dua ederkenki huzuru yine bulamam… En güzel sözleri kullansam Senin için, hep Seni söylesem konuştuğumda; Seni anlatmaya yine doyamam!… Dostlarını sevsem; kalplerinde Sen yaşıyorsun diye… Tüm yarattıklarına ibretle baksam; Seni hatırlatıyor diye… İçimdeki sevgiye dair ne varsa yapsam; Seni sevmeye yine doyamam!… Kulunu affeder misin Rabbim; beni Sana adasam?!… Güzeli seven güzel! Sana feda edeceğim güzellikler ver!…
November 29
22/10/2007
AZİZ ŞEHİDİM!!!MAKAMIN CENNET OLSUN...
ZALİMLER VE HAİNLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM...!!!
kutLAma!!
 
CENNETE KOYACAK GÜZEL AMELLER İŞLEYİN
Muaz b.Cebel (r.a.) şöyle rivayet ediyor. Peygamber aleyhisselam ile bir seferde beraber bulunuyordum. Bir gün sabahleyin onun yanında ve beraber yürüyorduk. Kendisine dedim ki: - Ey Allah'ın Resülü, bana cehennemden uzaklaştıran ve cennete koyan bir iş haber ver. Allah'ın Peygamberi buyurdular ki: - Bana büyük bir şeyden sordun. Ancak Allah'ın kolaylaştırdığı kimseye o, kolaydır. Şöyle ki: Allah'a ibadette bulunur, ona hiç bir şeyi ortak koşmazsınız, namazı devamlı olarak kılar, haccını da eda edersin. Ve ilave ederek:
Sana hayır kapılarını göstereyim mi?
Oruç, günahlardan koruyucu bir ibadettir.
Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi günahların ateş azabını söndürür.
Kişinin, gecenin tenha vaktinde kıldığı namaz, salih kulların alâmetidir.
Sonra Resülullah aleyhisselam:
-"Çok ibadet etmekten, (o kimselerin) vücudları yataklardan uzak kalır: korkarak ve ümid ederek Rablerine yalvarırlar, verdiğimiz rızıklardan başkalarına verirler, yaptıklarına karşılık olarak, onlar için gizlenen müjdeyi bilen olmaz." mealindeki (secde Suresi) Ayet-i Kerimeyi okudu.
Bundan sonra buyurdular:
-" Sana işin başını, temel direğini ve zirvesini söyleyeyim mi?
- Söyle ey Allah'ın Resulü, dedim. Buyurdular ki:
- İşin başı İslam,
- temel direği namaz,
- zirvesi de cihad'dır (Allah'ın dininin yayılması için çalışmaktır.)
Bundan sonra buyurdular ki:
- Bunların hepsini koruyan şeylerin ne olduğunu haber vereyim mi?
- Haber ver, Ey Allah'ın Resulü, dedim. Bunun eli ile dilini işaret ederek:
- Bunu, yani dilini koru, buyurdular.
Bunun üzerine: - Konuştuklarımızla mesul tutulur muyuz, ey Allah'ın Resulü? diye sordum.
- Allah , Allah, ey Muaz! Dillerinin ettiğinden başka bir şey insanları cehenneme atar mı? Yani çoğu defa insanı felakete götüren dilinin yaptıklarıdır, buyurdu. (Tirmizi)
Sİz HiÇ HaYaTlA YüZlEşTiNiZ mİ??
Siz hiç; Kara düşünceleri delip geçenleri, her yeni doğan vakte alnı açık çıkanları ve güneşi içinde doğuranları gördünüz mü? İçindeki coşkuyla, heyecanla ayaklananların, yüreği kendinden taşanların ve zulme karşı direnenlerin nurlu izlerine rastladınız mı?
Tarihin günlüğüne umutları, güzellikleri, özlemleri ve bir de kara günleri göz pınarlarıyla yazanların güncelerini okudunuz mu?
Siz, Sabaha Rahman´ın adıyla başlayıp, geceyi onun adıyla kapatanları, hayatının her alanını kuşatan bir bilinçle yaşayanları, salatın güzelliğiyle çehrelerini besleyenleri, ´Onlar bollukta da darlıkta da infak edenlerdir´ ayeti gereği azlığına ve çokluğuna bakmadan rızkını paylaşanları ve insan kalmak için yaşayanları tanıdınız mı? Güzelliğe dair yükselen duaları işittiniz mi? Duaya kalkan elleri çoğaltmak için ellerinizi aydınlığı tutan ellere eklediniz mi? Yalvaran yüreklere eşlik ettiniz mi?
Siz, Onuru ve gururu anlatan gözleri, Kitab´ın koynunda filizlenip, vahyin pınarından beslenenleri, çarıklarında sabrı, azmi taşıyıp ve yılgınlık mevsimine, yılgın iklimlere inat başlarını dik tutup, umutlarını tutsak etmeyenleri, asaletiyle ezilenleri, gözü pek yiğitleri, başı dik yaşayarak yeryüzüne iz bırakanları gördünüz mü?
Siz hiç; Sabahın ayazında, ikindinin serinliğinde, akşamın esintisinde yeşili, beyazı ve maviyi parçalayan kıvılcım bakışlarıyla gökyüzünü boyayan, beslenme çantalarında taş taşıyan güneş boylu çocukları, yıldızlar altında boynunu bükenleri, yetimleri, yoksulları, Filistinliler´i, çocuk Muhammet Cemaller´i, Senalar´ın kıyamını, sevdalıları, yüzünde zulmün izini taşıyanları ve minik avuçlarıyla kara yüreklileri taşlayanları ve yüreğinde sevdanın yanık izlerini taşıyanları gördünüz mü?
Siz, Sarp yokuşları aşan şerefli yürüyüşleri, mavinin ruhunu ve iyiliğin ekmeğini büyütenleri, karanlığı yırtarcasına direnenleri, yalnızlaştıkça, azaldıkça devleşenleri, derinleşenleri gördünüz mü?
Siz hiç onları gördünüz mü, onları tanıdınız mı?
Onlar ki;
"Allah´ın ahdini yerine getirirler ve antlaşmayı bozmazlar ve onlar Allah´ın birleştirmesini istediği şeyi birleştirirler. Rablerine karşı saygılı olurlar ve en kötü hesaptan korkarlar."
"Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, düşmanlarınız size karşı ordu topladı, artık onlardan korkun dedikleri halde bu onların mutlaka imanını artırır. Ve Allah bize yeter, o ne güzel vekildir derler."
"Ve onlar öyle adamlar ki ne ticaret, ne alışveriş onları Allah´ı zikretmekten, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı günden korkan kimselerdir."
Evet, siz hiç onlarla tanıştınız mı?
Ve siz, Nisansız baharlara, umutsuz yarınlara inat ruhlarında mümin onurunu taşıyanların dostça birbirine bağlanan sıcak sımsıcak ellerinden, umutlarından ve şiir gibi gözlerinden öptünüz mü?
Sahi siz hiç hayatla yüzleştiniz mi? Kimsiniz, nesiniz, yaşamınızı hayatın neresinde, nasıl ve ne şekilde sürdürmektesiniz? Yoksa siz hissetmez misiniz? Kör, sağır ve dilsiz misiniz?
Ve yoksa siz hala Hakk´a dönmeyecek misiniz?
SLAYTLAR tarih: 12/8/2007 02:17 kategori: VIDEOLAR
October 04
Hasretin çığlık,çığlık büyüyor yüreğimde Derin kuytularında hüzünlerimin Yollar hasret,hasret engebeli uzuyor Düşlerim yarım,düşlerim kırık dökük Boynu bükük kalıyor Gecenin karanlığında,rüzgara Aydınlığımı bulmak için Bir nefes üflüyorum,yaralı ciğerlerimden Yıldızlar ağlıyor Ağlıyor dolunay Nisan yağmurları yağıyor kirpiklerime Gözyaşlarımı yıkıyor Yüreğimi yakıyor
Dilime bir türkü dolanıyor Feryadımı yüreğime hapsederek mırıldanıyorum Bu ayrılık neden oldu... Mesafeler ışık yılı gibi gelirken bana Yolların daha da uzayacağını düşünmemiştim Yakınında bile hasretken sana Dipsiz kuyularda çaresiz mi kaldım Eyyubi sabırlarla mı sınandım Zindanlarda tutsak kaldım
Gel ey! karanlığımın nurlu Güneşi!
Gel ey! dertli yüreğimin sırdaşı!
Gel ey! yalnızlığımın yoldaşı
Ben yine bugün nefessiz kaldım Bir nefes üfle eşsiz nefesinden Ruhumu azad eyle can kafesinden!
Sana Kalbimi Getirdim
Gecelerden sabahlara, Karanlıklardan güneşlere doğru açılan Yüreklerimizin perde aralıklarından süzülen, Nur katreleriyle geldim kapına!
Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren, Sana kalbimi getirdim. Ey kalpleri nuruyla sarıp okşayan! Onulmaz günah yaraları ile Kan revan kalbim avuçlarımda, Kapına geldim.
"Selam olsun ömür seccadesini gönül dergahına serenlere" Diyebilmeyi ne çok isterdim, Biliyorum ne yüzüm var ,ne de hakkım.
Öğrendim ki dua, aşığın maşuğuna bir haber salmasıdır; Bekleyiştir, iştiyakla, korkuyla, ümitle bekleyiştir. Önünde bütün ruhumla secde edebilseydim.
VE O PİŞMANLIKLA AFFET BİZİ RABBİM DİYEBİLSEYDİM. GECENİN BU VAKTİN DE.
Hayrullah GÜRGEN
Dua!!
|
Iman etmiyorlar diye nerdeyse kendini helak edeceksin.“ (26;3)

Evet, Islam bir sefkat hareketidir .Öylesine bir sefkat hareketi ki, tipki Peygamber gibi kendini helak edercesine insani Islam’a Islam’i insana tasimak icin didinmek, yirtinmak ve bu ugurda yardan ve serden gecmek.
Calismak, yilmadan usanmadan calismak, bir fazla insanin ebedi mutlugun cesmesinden icmesi icin meccane sakalik yapmak. Gönül gönül, yürek yürek saadet tasimak insanlara. Hic bir karsilik, hic bir ücret, hic bir menfaat beklemeden yapmak bunu.Bir insanin kurtulusuna vesile olmanin sevincini en büyük ücret bilmek ve onlardan yalnizca „yakin bir sevgi“ istemek, sevginize karsilik olarak istemek bunu, harcadiginiz sevginin coalacagini bilerek istemek. Bunu istemege yerden goge hakkiniz var:
„De ki, sizden bu hizmete karsilik bir ücret istemiyorum, yalnizca size ilgi gösterene muhabbet istiyorum.“(42;23)
Yalnizca seviyor olmaniz, yüreklerin imana acilmasi icin yetmez. Yetseydi Peygamber’inki yeterdi. O bile yetmedi. Yetmedi ki Allah „Sen sevdigini dogru yola ulastirmazsin, fakat Allah diledigini dogru yola ulastirir.“ (28;56) buyurdu. Hz. Nuh da babalik sevkatiyle gözleri önünde madden ve manen helak olan oglu icin dua etmisti de Allah’in cevabi sert olmustu: „Ey Nuh, o senin ailene layik degildir; cünkü o yanlis yapti. Bilmedigin seyi benden isteme.Sana cahillerden olmamani ögütlerim.“ (11;46)
Eger hidayet peygamberlerin elinde olsaydi tüm Peygamberler bu hidayeti önce yakinlarina tahsis ederlerdi.O zaman Nuh Peygamber, bir baba olarak evlat acisi yasamazdi. Yine öz karisina hidayeti ulastirir, onun kurtulusunu saglardi. Ibrahim Peygamber, önce kendi babasina hidayet ederdi. Lut Peygamber kizlarina ve karisina hidayet ederdi.Hz. Muhammed amcasina hidayet ederdi. Bütün bu Kur’ani örnekler de gösteriyor ki, hidayetiniz icin bir baskasinin cabasi degil kendi cabaniz önde geliyor. Allah’in Rahmetini celbeden de öncelikle sizin bu cabaniz oluyor.
Dua, bir acziyeti itiraftir. Dua, insanin kendi kendine yetmedigini Allah’a duyurmasidir. Dua, Peygamberin ifadesiyle ibadetin beyni, özüdür. Namaz anlamina gelen „salat“ dua demektir. Onun icin Kur’an’in Fatiha’si, yani yürekleri imana acan suresi müthis bir hidayet duasidir:
|

|
|
|
|